Ersin Tas

Thursday, January 7, 2016

Constantine (2005) ve Gündüz Vassaf - Kısa bir yazı

Constantine (2005)

“ Kilisenin egemenliğine, hiyerarşisine ve katı inançlarına uymak zorunda olan sanatçının, özel dünyasını yansıtma olanağı oldukça kısıtlıdır. Yaratıcı gücünü ancak cehennemde gösterebilir o. Kutsal figür ve sahneleri resmederken kendini sınırlar, cehennemi çizerken ise sınırsızdır, özgürdür, yaratıcılığın duvarları yoktur.”

Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf ( sayfa 27)

Filmde çocukken gördüğü iblislere tahammül edemediği için intihar eden ve resmi olarak iki dakika ölü kalan ancak bu süre içinde cehennemde bir “ömür” geçiren Constantine’nin yeniden cennete kabul için verdiği son mücadeleye tanık oluyoruz. Anlatılan Katolik inancına göre intihar eden birinin cehenneme gideceği ve Tanrı’nın evi olan Cennet’e asla kabul edilmeyeceği belirtilir. Constantine bunu bilerek ömrü boyunca elindeki bütün imkanları kullanarak Cennet’e tekrar girmeye çalışmış , Cehennem’in bütün melezlerine karşı amansız bir savaş vermiştir. Şeytanlar ve melekler Dünya’ya giremezler. Mücadelelerini melez adını verdiklerini yarı şeytan yarı insan veya yarın melek yarı insan varlıklarla verirler. Bunu bilen ve nefret eden Constantine ömrü boyunca verdiği mücadelenin verdiği stresten sigara içerek kurtulmanın yolunu aramıştır. Ancak bu alışkanlığı ona pahalıya mal olmuş , kanser olmuştur. Günleri sayılıdır ve Şeytan’ ın oğlu Mamnon Dünya’ya cehennemi getirmenin yollarını bulmak üzeredir.

Constatine’nin evreninde cennet ve cehennem gerçektir.  Savaş her yerdedir, cehennemin görselleri zengindir. İşkencenin sonsuz çeşidi vardır. İnsanlar panikten delirmiş bir vaziyette kafatası olmayan şeytanlar tarafından parçalanmaktadır. Olabilecek her şeyin en kötüsü cehennemde vücut bulmuştur. Ölenler diriltilip tekrar öldürülmekte ve intihar edenler tekrar tekrar aynı yaşamaktadırlar. Cehennemi yüzeyi ise atom bombası atılmış bir şehrin tasviridir.  Cehennemde hava o kadar sıcaktır ki etraftaki bütün cisimler erime halindedir.  Cehennem bir savaştır ve kaybeden insanlardır.

Peki ya cennet? Cennet bulutların üstünde sadece silueti olan silik bir şehirdir. İster Hristiyan kültür olsun ister başka bir kültür olsun cennet hem vardır hem de uzakta ve tasvir edilemezdir. Bu yüzden cennet sıkıcıdır. Halbuki Cehennem korkunç ve izlemesi çok eğlencelidir.  Aynı Gündüz Vassaf’ın anlattığı gibi sanatçılar cehennem denince yaratıcılıklarının sınırlarını zorlamışlar, adeta yeni bir dünya yaratmışlardır. Cennet ise ulaşılmak istenen ama asla tasvir edilmeyen bir şehirdir. Belki harika bir yerdir kim bilebilir? İlginç olan herkesin cenneti değil neden cehennemi merak ettiğidir. Bu soru hala geçerliliğini korumaktadır.

 Ersin